11 Şubat 2010 Perşembe

ölü ölü değilse

Ölü, Ölü Değilse?

Daha da ötesi, şeker ve oksijen yetersizliğinden dolayı sinirlerin, dakikalar içinde çabucak ve geri dönüşü olmayan bir şekilde öldükleri fikrine meydan okundu.

Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü'nde yapılan araştırmalar neticesinde, araştırmacılar, insan beyninden alınan sekiz saatten daha uzun süre ölü olan sinir hücrelerini diriltmeyi başardılar.

30 ölü insan beyninden alınmış ölü olduğu varsayılan sinir hücrelerinin, yapay serebrospinal sıvı ile yıkandıklarında, tekrar yaşama döndürdüklerini ve oksijen yakma ve aksonlar boyunca sinir sinyallerini taşıma yeteneklerini yeniden kazandıklarını buldular.

Araştırmacılar, bazı bilinmeyen mekanizmaların sinirleri ölümden koruduğunu iddia ediyorlar. Sinirlerin şaşırtıcı bir şekilde yeniden hayata dönebilmeleri, beynin uğradığı zararın önceden düşünülenden çok daha geriye döndürülebileceği iddiasını ortaya çıkarıyor. Lazarus'un ruhu beyin hücrelerinin içinde yaşıyor.

Amsterdam Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü Araştırmacı: Jean Carper
Kitabı: Mucize Beyniniz

Okuyucum bu sıvının nereye ve ne miktarda verilmesi gerektiğini bildiğini iddaa ediyor.









BAKARA TEORİSİ

ÖLÜM HAKKINDA NE BİLİYORUZ?
Ölüm hakkında ne biliyoruz? Yaşam hakkında, milyonlarca şey bilmemize rağmen, ölüm hakkında çok az şey bildiğimiz kesin. Beynimiz mi duruyor ilk önce? Yoksa kalbimiz mi? Kalp masajı yapılıp hayata dönen pek çok insan var aramızda. Hatta öldü diye morga konulduğu halde üç-dört saat sonra dirilip ayağa kalkanda var. Bu gibi olayları zaman zaman gazetelerden okuyoruz. Bazı ülkelerde kalbin, nabzın durması ölüm olarak kabul edilirken, bazı ülkelerde beyin ölümü esas alınıyor… Yaşlanıp ölmek iyide, genç yaşta ölende çok… Trafik kazaları, hastalıklar, kalp krizi, cinayetler, uyuşturucu, iş kazaları, savaşlar, sobadan yada şofbenden sızan gazla zehirlenip ölenler ve daha bir çok ölüm çeşidi var. Yaşlılık ölümlerini anlıyorum. Organların tamamına yakını iş göremez duruma gelmiştir. Mikrobik ölümleri de anlayabiliyorum, bazı hayati organlar iş göremez duruma gelmiştir.
Benim anlamadığım şey; daha birkaç dakika evvel gayet sağlıklı iken bir kurşun bedenine saplanıp ölenler yada bir bıçak darbesi alıp kan kaybından ölenler ve denizde boğulup ölenler, nefes borusuna bir şey kaçıpta ölenler? Acaba ölmüyorlar da beyinlerimi duruyor? Buna bağlı olarakta bütün uzuvlar ve kalp duruyor?

İNSAN BEYNİ YENİDEN ÇALIŞTIRILABİLİR Mİ?
Bu gibi durumlarda, Tabiî ki beyindeki hücre ölümleri tamamen gerçekleşmeden
Ben: İnsan beyni bu gibi durumlarda yeniden çalıştırılabilir diyorum. Neden böyle Bir iddiada bulunuyorum biliyor musunuz ? Kuranı-ı Kerim’deki Bakara suresinin yedi ayetinden yola çıkarak insan beynine kadar uzanan bir yolculuk yaptığım için.
Bu yedi ayetin içinde anlatılan “SEMBOL”ü, anlatılmak istenen asıl “ÖZ”ü, iki ayette de anlam değişikliğinin olduğu ve bu yedi ayetin tevsirini dinleyince sizde bana hak verecek ve destekte bulunacağınıza eminim.
Önce Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarınca yayınlanan bu yedi ayeti okuyarak başlamak istiyorum:
Bismillahirrahmanirrahim : Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor demişti de, bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.
Bakara 68: Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın dediler.
Musa : Allah diyorki: O, ne yaşlı nede körpe, ikisi arasında bir inek. Size emredileni hemen yapın dedi.
Bakara 69 Bu defa : Bizim için rabbine dua et, bize onun ne renkte olduğunu açıklasın, dediler.
O’ diyorki : Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir dedi.
Bakara70 ( Ey Musa! ) Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz İnşallah emredileni yapma yolunu buluruz dediler.
Bakara 71 (Musa) dediki: Allah şöyle buyuruyor: O henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma) renginde hiç alacası olmayan bir inektir. işte şimdi gerçeği anlattın dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın bunu yapmayacaklardı.
Bakara 72 : Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.
Bakara 73: Haydi, “şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun” dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size ayetlerini (peygambere verdiği mucizelerini ) gösterir.
Bu ayetlerin hemen ardından , gerekli açıklamalar yapılmıştır.
Şöyleki: Bu ayetlerde geçen inek kesme kıssası, daha ziyade İsrailoğulları’ndan iki gencin, mirasına konmaları için amcalarını öldürmelerine bağlanır. Olay Hz. Musa’ya arz edilir. Hz. Musa’da bir türlü katilleri bulamaz ve Allah sığınır. O’da bir inek kesilmesini. O’nun bir parçasıyla ölüye vurulmasını, ölünün dirilip katili haber vereceğini bildirir.
Neticede böyle olur. Ayetlerin zahiri de buna işaret eder. Ancak eski Mısır’lıların ineğe tapmaları, bir ara Yahudi’lerinde buzağıya tapmış olmaları, sığır kesilmesi hadisesinde başka hikmetlerinde bulunduğunu gösterir. Bir parçasıyla o’na vurun buyurulup, arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu, bunu: kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak sureti ile onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. Bu taktirde Olay bir mucizedir. Allah’ın kudreti ile böyle bir sebep olmadan da dirilebilir. Dikkatleri daha ziyade çekmek için böyle bir merasim tertip edilmiş ve akabinde “mucize gerçekleşmiştir”

BENİM YORUMUM VE TEVSİRİM :
Bakara suresindeki 67—73 ayetleri arasında anlatılan Hz. Musa zamanında yaşanmış bir olayın anlatıldığı bu 7 ayetin müteşabih ayetler yani: İç içe anlam taşıyan ayetler olduğu bir çok müfessir tarafından dile getirilmiş ve böyle müteşabih ayetlerde, Allah’ın bazı anlamları “SEMBOL”lerle ifade ettiği birçok alim tarafından açıklanmıştır..
Ben bu ayetlerle ilgili araştırmaya Bakara 71- deki ayetleri yorumlayarak başladım. Onlarca meal ve tevsirler de bakara kelimesinin anlamı : Dişi sığır yani inek olarak açıklanmış ve kabul edilmiştir…
Onlarca meal ve tevsirlerin hiç birinde öküz yada tosun olarak anlatıldığına rast gelmedim. 71. ayeti okurken de sanki bir çelişki olabilecek bir şey dikkatimi çekti.
Bakın. 71. ayette : Boyunduruk altına alınmayan ve yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir “İNEK” tarif edilmiş. Oysa yüzlerce yıldır, bütün toplumlarda koca memeleri ile kilolarca süt veren inekler, sütten kesilmesin diye bu iş öküzler tarafından yapılır. Eğer öküz yoksa at tarafından çifte sürülür. Atın dişi olanı da çifte sürülebilir hatta bazı yerlerde eşekler develer ve insanlar bile çift sürmüştür. Ama inekler çifte sürülmez. Peki bu bakış açısı ile baktığımız zaman niye Allah böyle bir ayet göndermiş olabilir?
İneklerin çift sürmediğini bilmediği için mi? Yoksa bu ayetlerde anlatılan İNEK’in bir SEMBOL olduğunu anlamamız ve düşünmemiz için mi? Özellikle böyle bir şey istemiş olabilirdi? Hakkıyla Alim olan Allah’ın her şeyi bildiğine göre demek ki ikinci şıkkı düşünmemiz gerekiyor. Yani bu ayetlerde anlatılan BAKARA’nın bir SEMBOL Olma olasılığını..
Bu ayetlerde Allah öküz isteyebilirdi. Özellikle İNEK istediğine göre ineğin vasıflarını taşıyan bir SEMBOL olmalıydı. Bu ayetlerde istenen, inekle öküzü birbirinden ayıran belirgin özellik ne idi? Her iki Cinste de boynuz olabilir, derileri ve renkleri aynı olabilir ama ilk bakışta göze çarpan belirgin özellik İneğin MEMELİ olmasıdır.
Aramamız istenen SEMBOL öncelikle MEMELİ olmalıydı. Ayrıca yeri sürmeyen bu “SEMBOL MEMELİ yi denizde yada gökte aramamız gerektiğini düşündüm. Ayette açıkça yeri sürmeyen ve boyunduruk altına alınmayan bir inek istenmişti. Denizde ve gökyüzündeki bütün hayvanlar ne yeri sürüyor nede boyunduruk altına alınıyorlardı çünkü. Denizdeki balıklar yumurtlar bildiğiniz gibi ama, balinalar, yunuslar ve foklar MEMELİ dirler.
Şimdi yalnız 69. ayette renginin sarı olması gerekiyordu. Fakat ne balinalar ne yunuslar ne de foklarda böyle sarı bir renge rastlamadım. Demek ki yüzümü gökyüzüne çevirip orda aramalıydım Bu SEMBOL MEMELİ yi..Gökyüzünde de yüzlerce kuş türü vardı ve hepsi Yumurtlama özelliğine sahipti. Fakat Yüce Allah sadece bir türü evet evet sadece tek bir türü MEMELİ yaratmıştı. YARASALAR………….



Peki 69. ayette belirttiği gibi sarı renkli ve hiç alacası olmayan bir Tür var mıydı? Tabiiki vardı vampir YARASA….. tıpkı 1.sayfadaki resim gibi. Bu ayetlerde anlatılmak istenen SEMBOL MEMELİ vampir yarasa ise gerçekten, ölüyü diriltmekle ilgili olan bu ayetlerle ne ilgisi vardı? Bu sorunun cevabı ise 67. ayette ve 73. ayette gizliydi…
Diyanet Vakfının 73.ayetin ardından yapmış olduğu açıklamayı hatırlayalım bir parçası ile ona vurun buyurulup arkasındanda Allah’ın ölüleri diriltmesinden bahsedilince, müfessirlerin çoğu bunu kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak suretiyle onun dirilmesi şeklinde anlamışlardır. 67. ayetten başlayarak bir inek istenmesi ve bu ineğin tarif edilmesinden sonra 73. ayette o’nun bir parçasıyla maktüle (ölüye) vurun denince, müfessirler, şöyle düşünmüşler;
İnek isteniyor ve bir parçası ile vurun dendiğine göre demek ki inek boğazlanmış ve bir parçası ile vurarak adama vurulmuş ve adam dirilmiş. Öyleyse 67. ayetteki zebd kelimesi (boğazın yarılması) olarak tevsir edilmeliydi. Ve bu boğazın yarılmasından yola çıkılarak ineğin boğazlandığı ve boğazlanmaktan da ineğin kesilmesi anlamı çeviriden çeviriye değişmiştir.
Araştırmalarım beni bu yolu düşünmeye itti. Yoksa ineğin kesilmesi değil de sembol memelinin yani YARASA nın kesilmesi ile ne alakası olabilirdi? Bu ayetlerde bilimsel bir açıklama olmalıydı. Çünkü ayetlerin sonunda bir öldürülen adam hayata dönüyordu. Öldürülen adamın sadece BEYNİ durmuş olup beyninin yeniden çalıştırılabilmesi için bir FORMÜL anlatılıyor olabilirdi.
Özellikle 67. ayette (boğazı yarın) dan sonra gelen cümle şu;
Bizimle alay mı ediyorsun? Alay edilecek bir şey yoktu ki. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir kelime kullanılmıştı. Hz. Musa’ya gidipte Allahtan yardım istemeleri ise bu insanların Allah’a inançlı olduklarını gösterir… Eğer ki ayetlerde ineği kesin” denmiş olsaydı hemen bu işlemi yaparlardı. Bazı müfessirlerin dediği gibi. Samiri’nin buzağıdan heykel yapıp ona tapmalarını örnek göstermeleri bence yanlış. Çünkü Kuranda. Bu iki olayın hangisinin daha önce olduğuna dair hiç bir kanıt yok. Demek ki burada alay edildiğini zannedecekleri bir ANLAM var.. Şimdi o anlamı bulmaya çalışacağız.


Boğazla ilgili çok araştırma yaptım…
Zebd kelimesinden yani (boğazı yarmak) kelimesinden yola çıkarak… boğazın kesilmesi değil esnetilmes olduğunun farkına vardım. Ve diğer sayfada göreceğiniz gibi esneyen insan ve hayvanların resmini görüp anlayacağınızı umuyorum..
Şimdi bu anlamı ile Ayetleri okumaya başladığımız anda, neden bizimle alay ediyorsun? dediklerini daha iyi anlayacağız:
Bakara 67. Musa kavmine: Allah bir sığır (esnetmenizi) emrediyor demişti de :
Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O’da : Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti. Bizimle alay mı ediyorsun diyorlar çünkü: inekler esnemez.

















Resimlerde Göreceğiniz gibi bir çok hayvan türü esner hatta bazı balık türleri bile esner Ama İNEK esnemez… Hz. Musa İneği esnetin deyince o’nun alay yada eğlence yaptığını sandılar. Ama Musa : Allah’tan vahiy geldiğini ve doğru söylediğini ısrar edince bu esneyen ineği bulmak için sorular sordular.
Ne genç ne yaşlı dendi. Renginin sarı olduğu söylendi ama böyle bir inek yoktu. Ancak ne zamanki 71.ayette : Boyunduruk altına alınmayan, yeri sürmeyen, ekin sulamayan bir inek istenince bunun inek olmadığını çünkü; ineklerin zaten bu işlemi yapmadığını düşündüler ve bizim gittiğimiz yoldan giderek SEMBOL MEMELİ ye yani yarasaya ulaştılar.
Esnetilmesi gereken sembol memeli yarasa idi ve onu bulup esnettiler..
Şimdide 73. ayette: O’nun bir parçası ile maktule vurun denince Neyin bir parçası ile maktule vurulduğunu bulacağız. Bunun için önce yarasayı esnetmemiz gerekiyor tabii ki…
YARASAYI nasıl ESNETİRİZ ? Günümüz şartlarında ve tıbbi olarak düşünelim lütfen.. Eğer uyutun denseydi uyku ilacı vururduk değil mi? Ama yarasayı esnetin dendiğine göre yarasayı esnetecek ilacı bulur ve şırıngaya koyar ve yarasaya enjekte ederdik değil mi? Eğer yarasa esnemeye başladı ise aradığımız İLAÇ doğru demekti.
Şimdi elimizde bir şırınga ve içinde yarasayı esnetecek ilaç var ve yarasaya vuruyoruz. Evet esnemeye başlıyor demek ki ilaç doğru. Şimdi de aynı şırıngayı öldürülen adama doğrultun ve o’nun bir parçası ile maktule vurun. İşte Allah böyle diriltir ölüleri demiyor mu?
73. ayet. ( kesilen ineğin) bir parçası ile değil de (şırıngadaki ilacın) bir parçası ile olması gerekiyor. Eğer ki bu memeliyi yarasa olara düşündüğümüz andan itibaren aslında ölen adamı yeniden hayata döndürecek ilaç aynı zamanda da yarasayı esnetiyor… Bu bir formülün tarifi..
Şırıngadaki ilacıda merak ettiğinize eminim
OKSİTOSİN HORMONU: İnsan beyninin HİPOFİZ BEZ’inde yer alan bir hormon. Gökyüzünün tek memeli hayvanı olan yarasayı esneten ilaç insan beynindeki bir HORMON! Bu Sizce sadece tesadüf mü? Yoksa Allah’ın gizemli yollarından biri mi?
BU ARAŞTIRMAYA BAŞLAYABİLİRMİYDİM?
Bu surede anlatılan bakara, inek olmasaydı, eğer öküz istenilseydi. Memeli aramıyacaktım… Bu yaşıma kadar çift süren inek görmemiştim, eğer ki ineklerde çift süreydi……..
3. gökyüzünde milyonlarca kuş yumurtluyordu ve sadece bir tür memeli idi. Yarasalarda yumurtluyor olsa idi………
4. denizde de balinalar, yunuslar ve foklar memeli idi ama sarı renkli olan yoktu..
5. yarasa türlerinde de sarı renkli yarasa olmasa idi ……….
6. Bir çok hayvan türü gibi ineklerde esniyor olabilseydi…….
7. İnek örneğinde olduğu gibi yarasalarda esnemiyor olaydı…..
8. 73. ayette gerçekten (kesilen ineğin bir parçasıyla vurun) yazıyor olsaydı. (o’nun bir parçasıyla vurun) diyerek yoruma açık olmasaydı
9.Yarasayı esneten ilaç doğada olabilirdi ama insan beyninde.. Bir insanı hayata Döndüren ayetlerin anlatıldığı bir surede insan beynindeki bir hormon tarif edilmeseydi.
HİPOFİZ BEZİ HİPOTALAMUS
Hipofiz bezinin beyindeki görevi Hipatolomustan aldığı sinyalle gerekli olan hormonu kana bırakmak ve bu hormonlarında kan dolaşımı ile vücudun her yönüne gitmesi ve gerekli bezler tarafından alınmasıdır genel olarak. Ama doğal olmayan ölüm şekillerinde insan beyni durduğu için hipofiz bezindeki bu hormon salgılanıp başka bir beze gidememekte ve görevini yapamamaktadır. Çünkü kan dolaşımı yoktur. Bunun için bu hormonun, tıbbi müdahale edilerek gerekli beze verilmesi gerekmektedir. Beyinde böyle bir bez mevcut mu peki?
Evet. Beynin arkasında bulunan ve bütün sinir hücrelerinin bağlantısı bulunan bu bez (epifiz) yada (pineal) olarak anılmaktadır. Araştırmamın ilk başlarında birkaç profesörle görüştüğümde şunu söylediler. “Beyne 3- 5 dakika oksijen gitmese beyin hücreleri onarılmaz şekilde ölür”. Ama, 2000 yılında hürriyet gazetesinde ki bir makale bana daha çok azim verdi. Ertuğrul Özkök’ün bir makalesi idi ve “Jean Carper” adlı bir araştırmacının kitabından alıntılar vardı.
Mucize Beyniniz adlı bu kitapta şunu yazıyor:
Bu kitap daha sonraları Türkçe olarak elime geçti. Amsterdam’da bulunan Hollanda Beyin Araştırma Enstitüsü yaklaşık 8 saat önce ölmüş 30 insan beynindeki öldü olarak kabul edilen sinir hücrelerini hayata döndürmeyi başarmışlar. Mucizevi olarak beyin sinir hücrelerinin ölmediğini iddia ediyorlar. Bu çok güzel bir gelişme idi ve öyle olaylar oluyordu ki, ölüpte 3-4 saat sonra hayata dönen insanlar vardı. Bunları ya gündelik hayatta görüyor yada gazete sayfalarında okuyorduk. 3-5 dakika oksijen gelmeyince beyin ölüyor ise gerçekten? bu insanlar nasıl hayata dönüyordu?.. Şimdi şunu açıklama gereği duydum ki. Ben Kuran ayetlerini yalanlamıyorum, tam aksine bunun müteşabih yani başka anlamının böyle olabileceğini iddia ediyorum.
Yanılmış olabilir miyim? Diye çok defa kendime sordum. Evet yanılabiliyor olabilirdim, bunu kabul ediyorum ama yanıldığımın ispatı içinde bu bilimsel bir insan beynindeki deney yapılmış olması gerekirdi.
Birde şöyle düşünüyorum: YA YANILMADIYSAM ?
Ya anladıklarım ve anlattıklarım gerçekten doğru ise? Bunun için doğal olmayan bir şekilde öldü kabul edilen bir insana bir deney yapılması gerektiğine inanıyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Çalışmalarım ve yorumlarım İzmir'de bulunan bir bölgesel gazete olan YENİ ASIR gazetesinin 1 haziran 2003 Pazar günü 12. sayfasında yayınlanmıştır…
metindurali@hotmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder